Adliyeden Hücreye: “Türkiye’de Büyüyen Cezaevi Sistemi ve Derinleşen Tecrit Tablosu.”

Savcılıklarda Dikkat Çeken Yoğunluk: 11 Milyonun Üzerinde Dosya.

2025 yılına ilişkin Adli Sicil İstatistikleri, Cumhuriyet başsavcılıklarında yürütülen soruşturma süreçlerindeki yoğunluğu ve yargı mekanizmasının işleyişini ortaya koydu. Verilere göre, yıl boyunca adliyelerde milyonlarca dosya işlem görürken, soruşturma dosyalarının önemli bir bölümü karara bağlandı. Açıklanan rakamlar, Türkiye genelinde ceza soruşturma süreçlerinin ulaştığı hacmi ortaya koydu.

Adli Sicil İstatistikleri 2025 verilerine göre, Cumhuriyet başsavcılıklarında önceki yıldan devreden dosyalarla birlikte toplam 11 milyon 671 bin 672 soruşturma dosyası işlem gördü. Yıl boyunca savcılıklar tarafından yürütülen bu dosyalar, ceza adalet sistemindeki iş yükünün boyutunu ortaya koyarken; soruşturma süreçlerinin farklı aşamalarda yoğun şekilde devam ettiğini gösterdi.

İşlem gören milyonlarca dosyanın önemli bir kısmı yıl içerisinde karara bağlandı. Verilere göre soruşturma dosyalarının yüzde 48,4’ü hakkında karar verildi. Böylece, savcılıklarda yürütülen soruşturmalarda yaklaşık her iki dosyadan biri sonuçlandırılmış oldu. Geriye kalan dosyaların ise sonraki döneme devrettiği görüldü.

Şüpheliler hakkında verilen kararların dağılımı da Adli Sicil İstatistikleri 2025 verilerinde yer aldı. Buna göre, soruşturulan kişiler hakkında verilen kararların yüzde 36,8’inde kamu davası açılmasına hükmedildi. Açılan kamu davalarıyla birlikte çok sayıda dosya ceza mahkemelerine taşınırken, savcılık aşamasında yürütülen inceleme ve değerlendirme süreçlerinin ardından dava süreçleri başlamış oldu.

Yargı sisteminin soruşturma ayağında ortaya çıkan bu tablo, Cumhuriyet başsavcılıklarında yürütülen işlemlerin kapsamını ve adli süreçlerdeki yoğunluğu bir kez daha gözler önüne serdi.

Adli Sicil İstatistikleri 2025: Cezaevlerinde 414 Bin Mahpus Bulunuyor.

Adli Sicil İstatistikleri 2025 verileri ile ceza infaz kurumlarındaki mahpus sayıları, kapasite durumu, demografik dağılım ve infaz sistemine ilişkin detaylar ortaya çıktı. Açıklanan veriler, Türkiye genelindeki cezaevlerinde kapasitenin üzerinde mahpus bulunduğunu gösterirken; hükümlü, tutuklu, çocuk, kadın ve yaşlı mahpus sayılarına ilişkin tabloyu da gözler önüne serdi.

Verilere göre, ceza infaz kurumlarında bulunan toplam hükümlü sayısı 351 bin 887 olarak kaydedildi. Hükümlülerin 334 bin 713’ünü erkekler oluştururken, 15 bin 914’ünü kadınlar, bin 260’ını ise çocuklar oluşturdu. Böylece cezaevlerinde bulunan toplam hükümlü sayısı 351 bin 887’ye ulaştı.Tutuklu verileri de Adli Sicil

İstatistikleri 2025 raporunda yer aldı. Buna göre ceza infaz kurumlarında bulunan toplam tutuklu sayısı 62 bin 514 olarak kaydedildi. Tutukluların 55 bin 355’inin erkek, 3 bin 895’inin kadın, 3 bin 264’ünün ise çocuk olduğu gözlemlendi.

Açıklanan rakamlarla birlikte Türkiye genelindeki toplam mahpus sayısı 414 bin 401 oldu. Veriler, cezaevlerindeki kapasite tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, infaz kurumlarındaki yoğunluk dikkat çekti. Türkiye genelinde toplam 403 hapishane bulunduğu belirtilirken, bu kurumların toplam kapasitesinin 304 bin 956 olduğu açıklandı. Buna karşın cezaevlerinde toplam 414 bin 401 mahpus bulunduğu kaydedildi. Böylece kapasitenin üzerinde mahpus barındırıldığı görüldü.
CİSST verilerine göre ise Şubat 2026 itibarıyla Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 304 bin 956 olarak hesaplanırken, kapasitenin yüzde 33,55 üzerinde, toplam 102 bin 310 mahpusun cezaevlerinde tutulduğu belirtildi. Aynı verilerde, hapishanelerin doluluk oranının yüzde 133,55 olduğu ifade edildi. Doluluk oranının, mevcut mahpus sayısının cezaevlerinin kapasitesine oranının yüzde cinsinden karşılığı olduğu aktarıldı.

Ceza infaz kurumlarındaki mahpusların dağılımı da raporda ayrıntılı şekilde yer aldı. Açık cezaevlerinde bulunan mahpus sayısı 116 bin 66 olarak kaydedilirken, kapalı cezaevlerinde bulunan mahpus sayısının ise 298 bin 335 olduğu rapor ortaya konuldu.

Mahpusların hukuki statülerine ilişkin verilerde, 351 bin 887 kişinin hükümlü, 62 bin 514 kişinin ise tutuklu statüsünde bulunduğu kaydedildi. Demografik dağılımda ise kadın mahpus sayısının 19 bin 809 olduğu açıklandı. Cezaevlerinde bulunan 65 yaş üstü yaşlı mahpus sayısı 6 bin 638 olarak kayıtlara geçti.

Çocuk mahpuslara ilişkin veriler de dikkat çekti. Buna göre cezaevlerinde 12-18 yaş aralığında toplam 4 bin 524 çocuk mahpus bulunduğu, bunların 207’sinin kız çocuk olduğu belirtildi. Ayrıca anneleriyle birlikte cezaevinde kalan 0-6 yaş grubundaki çocuk sayısının 891 olduğu kaydedildi.

Özel gruplara ilişkin verilerde ise yabancı mahpus sayısının 14 bin 276 olduğu açıklandı. Cezaevlerinde bulunan LGBTİ+ mahpus sayısının ise 200 olduğu belirtildi.
Sağlık ve engel durumuna ilişkin veriler de raporda yer aldı. Cezaevlerinde kayıtlı toplam 476 engelli mahpus bulunduğu belirtilirken, bunların 252’sinin ortopedik engelli, 96’sının görme engelli, 68’inin işitme engelli olduğu ifade edildi. Ayrıca 34 mahpusun dil ve konuşma engelli, 26 mahpusun ise işitme ve konuşma engelli olduğu kaydedildi.

Mahpusların eğitim ve mesleki faaliyetlerine ilişkin veriler de açıklandı. 2025 verilerine göre öğrenimine devam eden mahpus sayısı 77 bin 14 oldu. Sigortalı olarak mesleki faaliyet yürüten mahpus sayısının ise 58 bin 500 olduğu belirtildi.
Mali verilere ilişkin bölümde ise cezaevlerinde uygulanan günlük kişi başı iaşe bedelleri yer aldı. Buna göre hükümlü, tutuklu ve personel için günlük iaşe bedeli 144 lira olarak belirlendi. 

Çocuk hükümlü ve tutuklular için günlük iaşe bedelinin 275 lira olduğu kaydedilirken, hamileler, emziren anneler ve yanındaki çocuklar için de günlük 275 liralık iaşe bedeli uygulandığı belirtildi.

Erzurum’da Aziziye 1 Nolu ve Aziziye 2 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlükleri bulunurken, Kırşehir’de Kırşehir Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu hizmet veriyor. Konya’nın Ereğli ilçesinde ise 1 Nolu ve 2 Nolu olmak üzere iki ayrı Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu bulunuyor.

Tekirdağ’da Karatepe 1 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile Tekirdağ Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu da Türkiye’de faaliyet gösteren Y Tipi cezaevleri arasında yer alıyor.

Türkiye’de 11 Yeni Cezaevi ve İnfaz Kampüsü Yükseliyor.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü (CTE) Harita Portalı verileri, Türkiye’nin farklı noktalarında devam eden cezaevi yatırımlarını ortaya koydu. Verilere göre birçok ilde yüksek güvenlikli yeni infaz kurumları ve cezaevi kampüslerinin inşası sürüyor. Yapımı devam eden projeler arasında T Tipi, L Tipi, S Tipi ve Y Tipi kurumların yanı sıra denetimli serbestlik hizmet binaları da bulunuyor.


Tokat’ın Niksar ilçesinde inşa edilen cezaevi projesi 34 bin 739 metrekarelik alana yayılıyor. 2017 yılında başlayan çalışmanın 2027 yılında tamamlanması planlanıyor. Mevcut yapının K2 tipi olduğu aktarılırken, yeni yatırımın ise modern T Tipi yapıya uygun şekilde şekillendiği bilgisi yer alıyor.


Niğde’de yükselen ceza infaz kurumu projesi ise 70 bin 485 metrekarelik alan üzerinde sürdürülüyor. 2017-2027 yıllarını kapsayan yatırımın yüksek güvenlikli L Tipi olarak planlandığı aktarılıyor. Bin 568 kişi kapasiteli kurumun, bölgedeki en büyük projeler arasında yer aldığı görülüyor.


Siirt’te yapımı devam eden infaz kampüsü 49 bin 581 metrekarelik alanı kapsıyor. Projenin, yüksek güvenlikli S ve Y Tipi kurumlardan oluşan bir kampüs modeliyle tasarlandığı ifade ediliyor. Çalışmaların 2026 yılına kadar devam edeceği kaydediliyor.


Sivas’taki proje ise büyüklüğüyle öne çıkıyor. 128 bin 614 metrekarelik alan üzerine kurulan ceza infaz kampüsünün birden fazla kurum tipini içinde barındırdığı aktarılıyor. L ve T Tipi yapıların yer aldığı kampüs için çalışmaların 2028 yılına kadar süreceği belirtiliyor.


Mardin’de devam eden yatırım kapsamında 83 bin 547 metrekarelik yeni bir kompleks inşa ediliyor. Projenin, eski E Tipi kurumların yerine planlanan yüksek güvenlikli yeni bir yapı olduğu bilgisi veriliyor. İnşa sürecinin 2018 yılında başladığı ve 2028’e kadar devam edeceği aktarılıyor.


Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde kurulan cezaevi kampüsü de dikkat çeken projeler arasında bulunuyor. 109 bin 585 metrekarelik alan üzerine inşa edilen kampüste S Tipi ve Y Tipi kurumların yer aldığı ifade ediliyor. Bölgedeki en büyük yüksek güvenlikli projelerden biri olarak gösterilen yatırımın 2028 yılında tamamlanması hedefleniyor.


Bartın’da yürütülen cezaevi projesi 48 bin 821 metrekarelik alanı kapsarken, Erzurum’un Hınıs ilçesinde yapımı süren T Tipi cezaevinin 25 bin 399 metrekarelik alanda yükseldiği görülüyor. Erzurum’daki yatırımın 2026 yılında tamamlanması planlanıyor.


Uşak’ta devam eden proje kapsamında ise mevcut E Tipi yapının yerine geniş kapasiteli modern bir L Tipi cezaevi inşa ediliyor. 74 bin 550 metrekarelik alandaki çalışmanın 2028 yılına kadar sürmesi öngörülüyor. Bingöl’de de 71 bin 250 metrekarelik yeni cezaevi yatırımının devam ettiği kayıtlara geçiyor.


Tokat merkezde yapımı devam eden 2 bin 500 metrekarelik Denetimli Serbestlik Hizmet Binası da projeler arasında yer alıyor. Söz konusu yapının 2022-2026 yılları arasında tamamlanması planlanıyor.

CTE Harita Portalı verilerinde Gaziantep’te planlanan yeni ceza infaz kampüsüne ilişkin bilgiler de bulunuyor. 134 bin metrekarelik alanda yükselen kampüsün, deprem sonrası öncelik verilen yatırımlar arasında olduğu aktarılıyor. Proje içerisinde L Tipi cezaevi ile açık cezaevi birimlerinin yer aldığı belirtiliyor.


Öte yandan Türkiye’de faaliyet gösteren Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarının dağılımı da verilerde yer aldı. Buna göre Türkiye genelinde toplam 12 Y Tipi cezaevi bulunuyor.


Adana’da Adana/Suluca Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu faaliyet yürütürken, Aksaray’da Aksaray Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü hizmet veriyor. Antalya’daki Y Tipi kurumun yanı sıra Burdur’da 1 Nolu ve 2 Nolu olmak üzere iki ayrı Y Tipi cezaevi bulunuyor.

Erzurum’da Aziziye 1 Nolu ve Aziziye 2 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlükleri yer alırken, Kırşehir’de Kırşehir Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu faaliyet gösteriyor. Konya’nın Ereğli ilçesinde ise 1 Nolu ve 2 Nolu olmak üzere iki ayrı Y Tipi kurum bulunuyor.

Tekirdağ’da Karatepe 1 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile Tekirdağ Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu da Türkiye’de faaliyet gösteren yüksek güvenlikli Y Tipi cezaevleri arasında yer alıyor.

Türkiye Cezaevlerinde Her 100 Yatağa 133 Mahpus Düşüyor.

Fransa merkezli Prison Insider’ın 2025 verileri, Türkiye’deki cezaevlerinin kapasite ve yoğunluk durumuna ilişkin tabloyu ortaya koydu. Açıklanan verilere göre ceza infaz sisteminde tutuklu, hükümlü ve gözetim altında bulunan yüz binlerce kişi kapasitenin üzerinde barındırılıyor. Cezaevlerindeki doluluk oranının yüzde 132,9 seviyesine ulaştığı belirtilirken, mevcut kapasitenin uzun süredir aşılmış durumda olduğu görülüyor.

Prison Insider’ın 2025 yılı verilerine göre Türkiye genelindeki cezaevlerinde tutuklu, hükümlü ve gözetim altındakiler dahil toplam 433 bin 543 kişi bulunuyor. Aynı verilerde, ülke genelindeki resmi yatak kapasitesinin yaklaşık 326 bin 217 olduğu hesaplanıyor. Toplam mahpus sayısı ile resmi yoğunluk oranı birlikte değerlendirildiğinde, cezaevlerindeki kapasite sınırının önemli ölçüde aşıldığı ortaya çıkıyor.

Verilerde Türkiye’deki cezaevlerinin genel doluluk oranının yüzde 132,9 seviyesinde olduğu ifade ediliyor. Bu oran, ceza infaz kurumlarında her 100 yatak için ortalama 133 mahpus bulunduğunu ortaya koyuyor.

Kapasite ve yoğunluk analizinde, sistemde yaklaşık 107 bin 326 kişinin kapasite fazlası olarak cezaevlerinde tutulduğu bilgisi de yer alıyor. Yoğunluk oranının yüzde 100 sınırını aşmış olması nedeniyle cezaevlerinde boş yatak kalmadığı belirtiliyor.
Prison Insider verilerinde aşırı doluluğun cezaevlerinin fiziki şartlarına yansımasına ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre koğuşlardaki mevcut ranzaların yanına ek ranzalar yerleştirildiği, ortak alanlar ile ranza aralarına yer yataklarının serildiği aktarılıyor. 

Yaşanan yoğunluğun lojistik ve fiziki açıdan ciddi bir baskı oluşturduğu ifade edilirken, bazı koğuşlarda dönüşümlü ya da vardiyalı uyuma düzeninin uygulandığı belirtiliyor.

Verilerde ayrıca mahpus başına düşen temiz hava ve kişisel yaşam alanının da yasal sınırların altına indiği kaydediliyor. Cezaevlerindeki kapasite aşımının, yalnızca sayısal yoğunlukla sınırlı kalmadığı; günlük yaşam alanları ve barınma koşullarına da doğrudan yansıdığı görülüyor.

Kuyu Tipi Hapishanelerde İzolasyon ve Tecrit Sistemi

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 16 Mart 2025 tarihli raporu, yüksek güvenlikli kapalı hapishanelerin fiziksel yapısına ve içeride uygulanan infaz sistemine ilişkin detayları ortaya koydu. Raporda “kuyu tipi” olarak tanımlanan yüksek güvenlikli cezaevlerinin, yoğun gözetim ve izolasyon üzerine kurulu bir sistemle işlediği anlatılıyor.

Rapora göre yüksek güvenlikli kapalı hapishaneler, bir ve üç kişilik hücrelerden oluşan iki katlı yapılar şeklinde inşa ediliyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 487 kişi olarak belirtiliyor. Cezaevlerinin dört ayrı bloktan oluştuğu, A-D ve B-C bloklarının tamamen tek kişilik odalar şeklinde planlandığı aktarılıyor. E blokta ise yalnızca üç kişilik hücrelerin bulunduğu ifade ediliyor.

Raporda E bloğun diğer bloklara göre daha geniş bir alanı kapsadığı bilgisi yer alıyor. Zemin katta idari bölümler, açık ve kapalı görüş alanları, avukat görüşme yerleri ile kapalı spor sahalarının bulunduğu belirtiliyor. Orta katta ise kütüphane, revir, depo ve spor alanlarının yer aldığı aktarılıyor. Aynı bölümde üç kişilik hücrelerin bulunduğu ifade ediliyor.

Bu hücrelerde kalan tutukluların önemli bir bölümünün “işçi mahkûm” statüsünde tutulduğu kaydediliyor. Raporda, mahpusların günlük bir paket sigara karşılığında cezaevi içerisinde temizlik, mutfak, kantin ve yemek dağıtımı gibi işlerde çalıştırıldığı belirtiliyor.

İHD raporunda cezaevlerinin mimari yapısına ilişkin ayrıntılar da yer alıyor. E bloğun çevresinde A, B, C ve D bloklarının bulunduğu, her blokta beş ayrı koridorun yer aldığı aktarılıyor. Bu koridorlarda bulunan hücrelerin “modül” olarak adlandırıldığı belirtiliyor. Her modülün diğer bölümlerle bağlantısının yalnızca dışarıdan sağlandığı ifade edilirken, yapının toplam 18 hücre ve bir havalandırma alanı olacak şekilde tasarlandığı kaydediliyor.

Üç katlı modüllerin her kat girişinde “güvenlik kulübesi” adı verilen bölümlerin bulunduğu, hücre kapılarının bu noktalardan kontrol edilen otomatik sistemlerle açılıp kapatıldığı aktarılıyor. Raporda bu sistemlerin “Lokal Kapı Paneli” ve “Merkezi Kapı Paneli” adıyla tanımlandığı belirtiliyor. Aynı değerlendirmede, söz konusu sistemlerin mahpuslar üzerinde sürekli gözetim hissi oluşturduğu ve psikolojik baskı mekanizmasına dönüştüğü ifade ediliyor.

Mahpusların tüm hareketlerinin izlenebildiği bir sistemin bulunduğu belirtilirken, iletişimin büyük bölümünün megafon ve otomatik komut sistemi üzerinden yürütüldüğü aktarılıyor. Revire gitmek isteyen mahpuslara isimleriyle seslenildiği, cevap verilmemesi halinde revir hakkının kullandırılmadığı kaydediliyor. Aynı uygulamanın havalandırma hakkı için de geçerli olduğu belirtiliyor.

Raporda acil durumlara ilişkin değerlendirmeler de yer alıyor. Hücrelerin yalnızca sayım sırasında kontrol edildiği belirtilirken, mahpusların acil durum butonuna basması halinde dahi çoğu zaman müdahale edilmediği aktarılıyor. Kalp krizi veya epilepsi nöbeti gibi durumlarda, bir sonraki sayıma kadar müdahalenin gerçekleşmeyebileceği ifade ediliyor.

Hücrelerin fiziki yapısına ilişkin bölümde ise modül odalarının banyo, tuvalet ve mutfak tezgâhı ile birlikte yaklaşık 12-13 metrekare büyüklüğünde olduğu belirtiliyor. Hücrelerde bulunan pencerelerin “güneşlik” olarak adlandırılan dar boşluklara açıldığı aktarılıyor. 

Birinci ve ikinci kattaki pencerelerin çelik ağlarla kapatıldığı, bu nedenle gökyüzünün doğrudan görülemediği ifade ediliyor. Alt katlara yıl boyunca güneş ışığının ulaşmadığı, üst katların ise yalnızca yılın belirli dönemlerinde kısa süreli güneş alabildiği kaydediliyor.

Raporda hücrelerin içini görecek şekilde kameraların yerleştirildiği, üç kişilik odalarda da doğrudan oda içine kamera konulduğu bilgisi yer alıyor. Pencerelerin önündeki çelik kafeslerde biriken kir ve tozun sağlık sorunlarına yol açtığı, bu alanların temizlenmesinin ise mümkün olmadığı belirtiliyor.

Mevcut yönetmeliklerde mahpuslara en az bir saat havalandırma hakkı tanındığı ifade edilirken, aynı koridorda bulunan en fazla altı kişinin birlikte havalandırmaya çıkarıldığı aktarılıyor. Ağırlaştırılmış müebbet dışındaki mahpuslar için “gün doğumundan gün batımına kadar havalandırma” hakkının uygulanmadığı, mahpusların genellikle 1-2 saat aralığında havalandırmaya çıkarıldığı belirtiliyor.

Raporda havalandırma alanlarının 63 metrekare büyüklüğünde olduğu, dört tarafının duvarlarla çevrili şekilde tasarlandığı kaydediliyor. Üst bölümün açık olmasına rağmen tellerle kapatıldığı, alanın kafes görünümüne sahip olduğu aktarılıyor. Mahpusların havalandırma sırasında da kameralarla sürekli izlendiği belirtiliyor.

Yağışlı günlerde kullanılan kapalı havalandırma alanlarının da raporda yer aldığı görülüyor. Bu bölümlerde mahpusların en fazla altı kişi olacak şekilde 1-2 saat tutulduğu ifade ediliyor. Üç kişilik odaların ise yaklaşık 20 metrekare büyüklüğünde tasarlandığı kaydediliyor.

Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde Mahpuslar Günün Büyük Bölümünü İzolasyonda Geçiriyor

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 16 Mart 2025 tarihli raporunda, yüksek güvenlikli kapalı hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine, uygulamalara ve mahpusların tutulma koşullarına ilişkin çok sayıda tespit yer aldı. Raporda, mahpus mektupları, avukat-müvekkil görüşmeleri ve aile başvuruları doğrultusunda elde edilen bilgilerin değerlendirildiği belirtildi.

Rapora göre yüksek güvenlikli kapalı hapishanelerde ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin yanı sıra müebbet hapis cezası alanlar, süreli hapis cezasına mahkûm edilenler ve tutuklu yargılanan kişiler de tutuluyor. Mahpusların büyük bölümünün tek kişilik hücrelerde kaldığı, daha az sayıda mahpusun ise üç kişilik odalarda barındırıldığı aktarılıyor.

İHD’nin raporunda, daha önce koğuş sisteminde kalan bazı mahpusların İdare ve Gözlem Kurullarının kararıyla yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına sevk edildiği belirtiliyor. Raporda, 5275 sayılı kanunun 9/3 maddesine dayanılarak “eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli halde bulunan”, “özel gözetim ve denetim altında tutulması gereken” ya da “kurum düzenini bozduğu” değerlendirilen mahpusların bu cezaevlerine gönderildiği ifade ediliyor.

Her katta farklı dosyalardan yargılanan mahpusların tutulduğu belirtilirken, günlük yaşamın büyük bölümünün izolasyon altında geçtiği aktarılıyor. Rapora göre mahpuslar, cezaevine göre değişmekle birlikte günde yalnızca 1 ila 1,5 saat havalandırma hakkından yararlanabiliyor. Günün geri kalan 22,5 ila 23 saatlik bölümünde ise tek kişilik alanlarda, başka biriyle temas kurmadan tutuluyorlar.

Raporda cezaevlerindeki disiplin uygulamalarına ilişkin ayrıntılar da yer aldı. Mahpusların modül dışına çıktıklarında ayakkabılarını çıkarmalarının istendiği, görüş ve spor alanlarına götürülürken askeri düzende tek sıra halinde yürümeye zorlandıkları ifade ediliyor. İnfaz koruma memurlarının askeri nizamda yürümeyi dayattığı, bu nedenle zaman zaman tartışmalar yaşandığı aktarılıyor.

Mahpusların karşılaştıkları alanlarda birbirleriyle selamlaşmalarının engellendiği belirtilirken, aynı dava grubunda bulunan kişilerin farklı kat ve koridorlara dağıtıldığına ilişkin anlatımlara da raporda yer veriliyor. Mahpusların aktarımlarında, bir dava grubunun alt kata, başka bir grubun ise üst kata yerleştirildiği; aralarında husumet bulunan grupların fiziksel temas kuramasalar da bağırma, hakaret ve sözlü saldırılar yoluyla birbirlerini rahatsız edebildikleri ifade ediliyor.

Raporda Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Reber Soydan’a ilişkin bilgiler de yer aldı. Ailenin anlatımına göre, 2 Mayıs 2024 tarihinde gece saatlerinde cezaevi yönetimi tarafından telefonla aranarak Reber Soydan’ın intihar ettiğinin bildirildiği aktarıldı. Raporda ayrıca Reber Soydan’ın 12 Mayıs 2024 tarihinde babasını aradığı, “iyi olduğunu ve biraz paraya ihtiyacı bulunduğunu” söylediği bilgisine yer verildi. İHD raporunda, Reber Soydan’ın ölümünün şüpheli bulunduğu ifade edildi.

Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan H.K.’nin de raporda yer alan isimlerden biri olduğu görüldü. H.K.’nin, S Tipi ve yüksek güvenlikli hapishanelerin kapatılması, disiplin cezalarının kaldırılması ve arkadaşlarının bulunduğu bir cezaevine sevk edilme talebiyle 11 Eylül 2023 tarihinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladığı belirtildi. Açlık grevinin 131’inci gününde sonlandırıldığı kaydedildi.

Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan B.C.I.’nin de 19 Aralık itibarıyla süresiz açlık grevine başladığı bilgisi raporda yer aldı. B.C.I.’nin, “kuyu tipi” olarak tanımlanan yüksek güvenlikli hapishanelere karşı yürütülen direnişin bir parçası olmak amacıyla eyleme başladığını aktardığı belirtildi.

Raporda ayrıca, yüksek güvenlikli cezaevlerinin kapatılması, aynı siyasi grupta bulunan mahpusların aynı koridorda tutulması ve sağlık sorunları nedeniyle tek başına kalamayacağı yönünde raporu bulunan hasta mahpus Ufuk Keskin’in arkadaşlarının bulunduğu, “kuyu tipi olmayan” bir cezaevine sevk edilmesi taleplerinin dile getirildiği ifade edildi.

İHD’nin 16 Mart 2025 tarihli raporunda, yüksek güvenlikli kapalı hapishanelerdeki fiziki koşulların sağlık sorunlarına yol açtığına ilişkin tespitlere de yer verildi. Rapora göre, avluya açılan tek pencerenin demir parmaklıklarının üzerinin ayrıca tel kafeslerle kapatıldığı belirtiliyor. Bu nedenle temiz hava akışının sınırlı kaldığı, doğal ışığın yeterince içeri ulaşmadığı ve bu durumun mahpusların sağlık durumunu olumsuz etkilediği aktarılıyor.

Raporda Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde hastane sevklerinin sürekli ertelendiği ya da iptal edildiği yönündeki iddialar da yer aldı. Sevklerin gerçekleşmemesinin sağlık sorunlarının ilerlemesine neden olduğu ifade edilirken, mahpusların tedaviye erişiminde ciddi aksaklıklar yaşandığı belirtiliyor.

Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’ne ilişkin anlatımlarda ise hastane sevklerinin toplu şekilde gerçekleştirildiği aktarılıyor. Mahpusların tek başlarına hastaneye götürülmedikleri, sevk için yeterli sayının oluşmasının beklendiği ifade edilirken, bu uygulamanın özellikle acil sağlık sorunları yaşayan kişiler açısından risk oluşturduğu belirtiliyor.

İHD raporunda işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. Mahpuslara çıplak arama dayatıldığı belirtilirken, bu uygulamayı kabul etmeyen kişilerin fiziki zor kullanılarak arandığı ifade ediliyor. Raporda ayrıca çıplak aramayı kabul etmeyen mahpuslar hakkında “aramaya karşı çıkmak” gerekçesiyle disiplin soruşturmaları açıldığı ve çeşitli cezalar uygulandığı bilgisi yer alıyor.

Türkiye’de yüksek güvenlikli cezaevleri, kapasite artışları ve hak ihlallerine ilişkin tartışmalar sürerken, benzer başlıklar dünyanın farklı ülkelerinde de ceza infaz sistemlerinin gündeminde yer alıyor. Uluslararası cezaevi izleme platformları ile insan hakları kuruluşlarının yayımladığı raporlar; ülkelerin cezaevi kapasiteleri, doluluk oranları, infaz modelleri ve mahpusların barınma koşullarına ilişkin dikkat çeken veriler ortaya koyuyor. Fransa merkezli Prison Insider’ın 2024 verileri ile uluslararası cezaevi kayıtları; Türkiye’nin yanı sıra İran, Almanya, El Salvador ve Haiti’deki ceza infaz sistemlerine ilişkin farklı tablo ve uygulamaları da gözler önüne seriyor.

İran Cezaevlerinde Her 100 Yatağa 155 Mahpus Düşüyor

Fransa merkezli Prison Insider’ın 2024 verilerine göre İran’daki cezaevlerinde resmi kapasitenin üzerinde mahpus tutuluyor. Veriler, ülke genelindeki ceza infaz kurumlarında yoğun doluluğun sürdüğünü ortaya koyuyor.

Açıklanan bilgilere göre İran genelinde toplam 253 resmi cezaevi tesisi bulunuyor. Sistemdeki resmi yatak ve kontenjan kapasitesinin yaklaşık 150 bin kişi olduğu belirtilirken, cezaevlerinde bulunan toplam tutuklu sayısının 189 bin ile 240 bin arasında değiştiği aktarılıyor.

Veriler doğrultusunda İran’daki cezaevlerinin doluluk oranının yüzde 153 ila yüzde 161 seviyelerinde olduğu kaydediliyor. Bu oran, her 100 yatağa ortalama 155 ila 160 mahpus düştüğünü ortaya koyuyor. Aynı zamanda kapasitenin uzun süredir aşıldığını ve cezaevlerinde ciddi yoğunluk yaşandığını gösteriyor.

Prison Insider’ın 2024 verilerinde, mevcut doluluk oranlarının cezaevlerindeki yaşam koşullarına doğrudan yansıdığı ifade ediliyor. Kapasite fazlalığı nedeniyle bazı mahpusların sırayla uyuduğu ya da yerde yatmak zorunda kaldığı aktarılıyor. Cezaevlerindeki yoğunluğun, barınma düzeni ve fiziki yaşam alanları üzerinde doğrudan etkili olduğu görülüyor.

Almanya Cezaevlerinde Doluluk Oranı Yüzde 82,2 Seviyesinde.

Fransa merkezli Prison Insider’ın 2025 verilerine göre Almanya’daki cezaevi sistemi, kapasite ve doluluk oranları bakımından İran ve Türkiye’deki tabloya kıyasla farklı bir görünüm ortaya koyuyor. Avrupa’daki infaz sistemi modelleri içerisinde yer alan Almanya’da, cezaevlerindeki doluluk oranlarının resmi kapasitenin altında kaldığı görülüyor. Açıklanan veriler, sistem içerisinde belirli bir boş kontenjan payının bulunduğunu ortaya koyuyor.

Verilere göre Almanya genelindeki cezaevlerinde tutuklu, hükümlü ve gözetim altındakiler dahil toplam 59 bin 413 kişi bulunuyor. Toplam mahpus sayısı ile resmi yoğunluk oranı birlikte değerlendirildiğinde, ülke genelindeki resmi yatak kapasitesinin yaklaşık 72 bin 278 olduğu hesaplanıyor.

Prison Insider’ın 2025 verilerinde Almanya’daki cezaevlerinin genel doluluk oranının yüzde 82,2 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu oran, Avrupa’daki birçok infaz sisteminde olduğu gibi Almanya’da da cezaevlerinin resmi kapasitenin altında işletildiğini gösteriyor.

Aynı verilere göre Almanya genelindeki cezaevlerinde yaklaşık yüzde 17,8 oranında boş yatak kapasitesi bulunuyor. Bu durumun sistem içerisinde yaklaşık 12 bin 865 boş yatağa karşılık geldiği ifade ediliyor.

Doluluk oranının yüzde 100 sınırının altında kalması nedeniyle her mahkuma bağımsız bir yatağın düştüğü belirtiliyor. İstatistiki olarak her 100 yatağa ortalama 82 mahkum düştüğü aktarılıyor. Veriler, kapasite yoğunluğunun kontrol altında tutulduğu bir infaz modeli bulunduğunu ortaya koyuyor.

Prison Insider verilerinde Almanya’daki ceza infaz rejiminin fiziki koşullara etkisine ilişkin değerlendirmeler de yer alıyor. Buna göre cezaevlerinde yerde yatma, koridorlara ek yatak yerleştirilmesi ya da dönüşümlü uyuma gibi yoğunluk kaynaklı uygulamaların yaşanmadığı belirtiliyor. Sistem içerisindeki boş kontenjan sayesinde mahkum nakilleri, koğuş tadilatları ve izolasyon ihtiyaçlarının lojistik sıkışıklık oluşmadan yürütülebildiği aktarılıyor.

Avrupa’daki infaz sistemleri içerisinde Almanya’nın kapasite kullanım oranı bakımından daha düşük yoğunluklu bir yapı sergilediği görülürken, açıklanan veriler cezaevlerindeki fiziksel kapasitenin mevcut mahpus sayısının üzerinde tutulduğunu gösteriyor.

 El Salvador Cezaevlerinde Her 100 Yatağa 163 Mahpus Düşüyor

Fransa merkezli Prison Insider’ın 2024 verilerine göre El Salvador’daki cezaevi sistemi, dünyadaki en yüksek doluluk oranlarına sahip infaz modelleri arasında yer alıyor. Özellikle son yıllarda güvenlik politikaları ve kitlesel tutuklamalarla uluslararası kamuoyunun gündemine gelen ülkede, cezaevlerindeki yoğunluk resmi kapasitenin çok üzerine çıkmış durumda bulunuyor.

Verilere göre El Salvador genelindeki cezaevlerinde toplam 109 bin 519 mahpus bulunuyor. Tutuklu ve hükümlüleri kapsayan bu verinin, bağımsız insan hakları kuruluşu Cristosal aracılığıyla tescil edildiği belirtiliyor. Ülke genelinde aktif olarak hizmet veren toplam 25 cezaevi tesisi bulunduğu aktarılıyor.

Toplam mahpus sayısı ile resmi yoğunluk oranı birlikte değerlendirildiğinde, El Salvador’un ülke genelindeki resmi yatak kapasitesinin yaklaşık 67 bin 272 olduğu hesaplanıyor. Prison Insider’ın 2024 verilerinde cezaevlerinin genel doluluk oranının yüzde 162,8 seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.

Bu oran, sistem içerisinde ciddi bir kapasite krizinin yaşandığını ortaya koyuyor. Verilere göre ülke genelindeki cezaevlerinde yaklaşık 42 bin 247 kişinin kapasite fazlası olarak tutulduğu belirtiliyor.

İstatistiki olarak her 100 yatağa ortalama 163 mahpus düştüğü kaydedilirken, mevcut tablo nedeniyle her 3 yatağın 5 mahpus tarafından paylaşılmak zorunda kaldığı ya da ek ranzalarla yaşam alanlarının daraltıldığı ifade ediliyor.

Prison Insider verilerinde, kapasite yoğunluğunun özellikle CECOT gibi yüksek kapasiteli mega hapishanelerde daha belirgin hale geldiği aktarılıyor. Mahpusların dar alanlarda toplu şekilde tutulduğu belirtilirken, kişi başına düşen hareket alanının yasal sınırların altına indiği ifade ediliyor.

Aynı verilerde, aşırı yoğunluğun hijyen koşullarını zorlaştırdığı ve koğuş içindeki fiziksel sıkışıklığı artırdığı kaydediliyor. Cezaevlerindeki kapasite aşımının yalnızca sayısal yoğunlukla sınırlı kalmadığı; günlük yaşam alanları ve barınma koşullarına da doğrudan yansıdığı görülüyor.

 Haiti Cezaevlerinde Doluluk Oranı Yüzde 302’ye Ulaştı

Fransa merkezli Prison Insider’ın 2024 verilerine göre Haiti’deki cezaevi sistemi, incelenen ülkeler arasında en ağır kapasite krizlerinden birini yaşıyor. Birleşmiş Milletler Haiti Entegre Ofisi (BINUH) tarafından doğrulanan veriler, ülkedeki cezaevlerinin resmi kapasitenin üç katından fazla dolulukla faaliyet yürüttüğünü ortaya koyuyor.

Verilere göre Haiti genelindeki cezaevlerinde toplam 11 bin 778 mahpus bulunuyor. Tutuklu ve hükümlülerden oluşan bu sayının, ülke genelindeki mevcut kapasiteyle kıyaslandığında ciddi bir yoğunluğa işaret ettiği belirtiliyor. Haiti’de aktif olarak hizmet veren toplam 17 cezaevi tesisi bulunduğu aktarılıyor.

Toplam mahpus sayısı ile resmi yoğunluk oranı birlikte değerlendirildiğinde, Haiti’nin ülke genelindeki resmi yatak kapasitesinin yaklaşık 3 bin 900 olduğu hesaplanıyor. Buna karşın cezaevlerindeki doluluk oranının yüzde 302 seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.

Bu oran, ülkedeki cezaevlerinde her 100 yatağa ortalama 302 mahpus düştüğünü ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, tek kişilik yatak alanını üç mahpusun paylaşmak zorunda kaldığı bir tablo oluştuğu belirtiliyor.

Prison Insider’ın 2024 verilerinde, sistem içerisinde yaklaşık 7 bin 878 kişinin kapasite fazlası olarak tutulduğu kaydediliyor. Aşırı yoğunluğun, cezaevlerindeki fiziki yaşam alanlarını tamamen yetersiz hale getirdiği aktarılıyor.

Verilerde, mahpusların hücrelerde dönüşümlü ve vardiyalı şekilde yerde uyumak zorunda kaldığı ifade edilirken, temiz hava ve hijyen koşullarına erişimde ciddi sorunlar yaşandığı belirtiliyor. Yüzde 302 seviyesindeki doluluk oranının, cezaevlerinde insani yaşam alanlarının büyük ölçüde ortadan kalktığını gösterdiği değerlendiriliyor.

Türkiye ile Üç Ülkenin Cezaevi Raporları Karşılaştırıldı

Türkiye’de yüksek güvenlikli cezaevlerine ilişkin tartışmalar sürerken, ulusal ve uluslararası insan hakları raporları farklı ülkelerdeki ceza infaz sistemlerinde benzer başlıkların öne çıktığını ortaya koydu. İHD’nin 16 Mart 2025 tarihli raporunda Türkiye’deki “kuyu tipi” yüksek güvenlikli cezaevlerine ilişkin tecrit, izolasyon ve sağlık hakkına erişim sorunları anlatıldı. İran, Haiti ve El Salvador’a ilişkin uluslararası raporlarda ise aşırı doluluk, psikolojik baskı, sağlık hizmetlerine erişim eksikliği ve kötü muamele iddiaları dikkat çekti.

İHD’nin 2025 raporunda, Türkiye’deki yüksek güvenlikli kapalı hapishanelerde mahpusların büyük bölümünün tek kişilik hücrelerde tutulduğu aktarıldı. Mahpusların günün yaklaşık 22,5 ila 23 saatini başka biriyle temas kurmadan geçirdiği ifade edildi. Havalandırma sürelerinin sınırlı tutulduğu, hücrelerin sürekli kamera gözetimi altında bulunduğu ve iletişimin büyük ölçüde otomatik sistemlerle sağlandığı kayda geçti. Aynı raporda hastane sevklerinin geciktiği, çıplak arama dayatmaları nedeniyle disiplin soruşturmaları açıldığı ve mahpusların askeri düzende yürümeye zorlandığı yönündeki iddialar da yer aldı.

Türkiye’deki uzun süreli izolasyon ve psikolojik baskı tartışmaları, İran’daki cezaevi raporlarında da benzer başlıklarla öne çıktı. Iran Human Rights Monitor’ün 2025 yıllık raporunda “beyaz işkence” olarak tanımlanan uygulamaların, uzun süreli tecrit ve duyusal izolasyon üzerinden yürütüldüğü aktarıldı. Mahpusların penceresiz hücrelerde, sürekli ışık altında ya da tamamen karanlık ortamlarda tutulduğu bilgisi paylaşıldı. Türkiye’deki yüksek güvenlikli cezaevlerinde anlatılan tek kişilik hücre sistemi ile İran’daki uzun süreli hücre hapsi uygulamalarının, izolasyon ve psikolojik yıpratma başlıklarında benzeştiği görüldü.

İran’daki raporlarda kitap, gazete ve aile iletişimine erişimin engellendiği bilgisi de yer aldı. Uzun süreli izolasyonun hafıza kaybı, yoğun kaygı, depresyon ve psikolojik çöküş gibi sonuçlara yol açtığı aktarıldı. Birleşmiş Milletler İran İnsan Hakları Özel Raportörü’nün A/80/349 sayılı raporunda ise uzun süreli hücre hapsi ve aile iletişiminin engellenmesi, yapısal ihlal örüntüsünün parçaları arasında gösterildi.

Sağlık hakkına erişim konusunda Türkiye ve İran raporları arasında benzer noktalar dikkat çekti. İHD’nin raporunda Türkiye’de hastane sevklerinin ertelendiği veya toplu şekilde gerçekleştirildiği anlatıldı. Iran Human Rights Monitor verilerinde ise siyasi ve ideolojik mahpusların hastane sevklerinin geciktirildiği ya da iptal edildiği bilgisi yer aldı. Tedavilerin cezaevi klinikleriyle sınırlandırıldığı, bazı durumlarda hayati ilaçların kesildiği aktarıldı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Haziran 2025 tarihli ara raporunda da sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi sonucu yaşanan önlenebilir ölümler gündeme taşındı.

El Salvador’daki tablo ise kitlesel gözaltılar, aşırı yoğunluk ve kötü muamele iddiaları üzerinden şekillendi. Washington Latin Amerika Ofisi’nin (WOLA) değerlendirmelerine göre Mart 2022’den bu yana 91 binden fazla kişi toplu şekilde gözaltına alındı. Gözaltıların önemli bölümünün tutuklama emri veya yeterli delil olmadan gerçekleştirildiği aktarıldı. Keyfi gözaltılar, zorla kaybetmeler, işkence ve kötü muamele iddiaları ulusal ve uluslararası kuruluşların raporlarına yansıdı.

Türkiye’deki yüksek güvenlikli cezaevleriyle ilgili raporlarda yer alan disiplin uygulamaları, izolasyon ve sağlık hakkı tartışmaları; El Salvador’da olağanüstü hal uygulamalarıyla birlikte daha geniş çaplı gözaltı süreçleri ve cezaevi ölümleri üzerinden gündeme geldi. WOLA’nın raporunda, olağanüstü hal sürecinde cezaevlerinde en az 482 kişinin yaşamını yitirdiği tahminine yer verildi. Ölüm vakalarının büyük bölümünün şiddet olayları veya sağlık hizmetlerine erişim eksikliğiyle bağlantılı olduğu kaydedildi.

Haiti’de ise Birleşmiş Milletler kaynaklı ve Daniel Dickinson imzalı 11 Kasım 2025 tarihli değerlendirmelerde, cezaevlerindeki aşırı doluluk ve temel yaşam koşullarına erişim sorunları öne çıktı. Bazı cezaevlerinin, inşa edildikleri kapasitenin üç katından fazla mahpus barındırdığı aktarıldı. Hükümlülerin çoğu zaman tutuklularla birlikte kaldığı, çocukların ise yetişkinlerle aynı alanlarda tutulduğu bilgisi paylaşıldı.

Birleşmiş Milletler, Haiti’deki cezaevi koşullarını “insanlık dışı ve aşağılayıcı” olarak tanımladı. BM uzmanı William O’Neill’in değerlendirmelerinde yeterli yiyecek, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği öne çıktı. Mahpusların sıcak, havasız ve dar alanlarda tutulduğu anlatıldı. Son üç ay içerisinde 52 kişinin yaşamını yitirdiği bilgisi paylaşıldı. Ölüm vakalarının büyük bölümünün yetersiz beslenme ve sağlık koşullarıyla bağlantılı olduğu kayda geçti.

Türkiye’de “kuyu tipi” cezaevleri üzerinden yürüyen tecrit ve izolasyon tartışmaları; İran’da uzun süreli hücre hapsi, El Salvador’da olağanüstü hal uygulamaları ve Haiti’de aşırı doluluk üzerinden farklı biçimlerde ortaya çıktı. Ancak raporların ortaklaştığı başlıklar arasında sağlık hizmetlerine erişim sorunları, mahpusların uzun süre kapalı alanlarda tutulması, psikolojik baskı, kötü muamele iddiaları ve cezaevi koşullarına ilişkin insan hakları tartışmaları yer aldı.

Adliyelerden Cezaevi Kampüslerine: Türkiye’de Büyüyen İnfaz Sistemi

Türkiye’de son yıllarda açıklanan adli veriler, ceza infaz sistemindeki büyümeyi ve yeni hapishane yatırımlarını daha görünür hale getirdi. Adli Sicil İstatistikleri 2025 verileri, cezaevlerindeki toplam mahpus sayısının 414 bini aştığını ortaya koyarken, mevcut kapasitenin üzerinde bir doluluk tablosu oluştuğunu gösterdi. Aynı dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü (CTE) Harita Portalı verileri ise Türkiye’nin birçok kentinde yeni cezaevi ve yüksek güvenlikli infaz kampüslerinin inşa edildiğini ortaya koydu.

Tokat’tan Sivas’a, Hakkari’den Mardin’e, Bingöl’den Uşak’a kadar farklı şehirlerde yükselen yeni projelerle birlikte, yüksek güvenlikli kampüs modeli ceza infaz sisteminin temel yapı taşlarından biri haline geldi. L Tipi, T Tipi, S Tipi ve Y Tipi kurumların yaygınlaşmasıyla birlikte, cezaevleri yalnızca mahpusların tutulduğu alanlar değil; kendi içinde ayrı bir güvenlik mimarisi kurulan büyük komplekslere dönüştü.

İHD’nin 2025 raporunda “kuyu tipi” olarak tartışılan yüksek güvenlikli cezaevlerine ilişkin anlatımlar da bu dönüşümün insan hakları boyutunu gündeme taşıdı. Tek kişilik hücreler, sınırlı havalandırma süreleri, sürekli kamera gözetimi ve izolasyon uygulamaları; cezaevlerinin yalnızca fiziksel olarak büyümediğini, aynı zamanda daha kapalı ve denetimli yapılara dönüştüğünü gözler önüne serdi.

Uluslararası raporlarla birlikte değerlendirildiğinde ise Türkiye’deki tablo, farklı ülkelerdeki cezaevi sistemleriyle aynı başlıklar altında tartışılmaya başlandı. İran’da uzun süreli tecrit ve “beyaz işkence”, El Salvador’da kitlesel gözaltılar ve aşırı doluluk, Haiti’de ise insanlık dışı koşullar ve kapasite krizleri raporlara yansırken; Türkiye’de de yüksek güvenlikli cezaevleri, izolasyon uygulamaları ve kapasite artışları tartışmaların merkezinde yer aldı.

Bir yanda yeni cezaevi projeleri yükselirken, diğer yanda mevcut cezaevlerindeki doluluk oranlarının artması; Türkiye’de infaz sisteminin giderek daha geniş bir yapıya dönüştüğünü gösterdi. Açıklanan veriler, cezaevi kapasitesinin sürekli büyüdüğünü, yeni kampüslerin devreye alındığını ve infaz sisteminin ülke genelinde genişleyen bir ağ haline geldiğini ortaya çıkardı.

Adliye koridorlarından yüksek güvenlikli kampüslere uzanan bu tablo, Türkiye’de cezaevlerinin yalnızca adli sistemin bir parçası olmaktan çıkarak, toplumsal tartışmaların da merkezine yerleştiğini gösterdi. Açıklanan resmi veriler ve insan hakları raporları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin son yıllarda hızla büyüyen cezaevi ağıyla dikkat çeken ülkeler arasında yer aldığı görüldü.

Süha Tarık

(Yazı “dailykonya” sitesinden alınmıştır.)